• 22nd Mayıs
    2013
  • 22

Altin Oran

“Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir?” diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastlanan bir kavram mıdır, yoksa öylesine ortaya atılmış, zorlama ve yapay bir kavram mıdır?

Matematik de diğer bilim dalları ve disiplinler gibi kötü niyetli ellerde tehlikeli bir oyuncak haline getirilebilir. Düzenbaz falcıların sudan, kahve telvesinden ya da fasulyeden gelecek öngörüleri oluşturmaları gibi, matematik de, din kitaplarından şifreler, Nostradamus manzumelerinden kıyamet günü için tarih hesapları ortaya çıkartmakta kullanılabilir. Bir bıçağı ile ekmek kesmek için kullanabileceğiniz gibi insan öldürmek için kullanabilirsiniz örneğinde olduğu gibi. Altın Oran kavramı bu tür istismarlarda da kullanılabilecek bir konu mudur? Yoksa bilimsel bakış açısıyla ele alındığında anlamlı sonuçlara ulaşmamızda faydası var mıdır, gibi soruları aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var. Şimdilik bu tür şüphecilikleri akıl süzgeçlerimize bırakmak ve konuyu ele almak en iyisi sanıyorum.


2004 senesi içinde yıldızı parlayan yazar Dan Brown’nın Da Vinci Şifresi isimli sürükleyici romanında işlenen pek çok alt konudan biri de altın oran’dı. (13. basım, bölüm 20 sf: 104-112) Diğer adıyla Fibonacci dizilimi ve Phi sayısı. Aslında tarih boyunca bilinen kullanılan “Altın Oran” kavramına bir kere daha dikkat çekilmesi romanın iyi yönlerinden biriydi. Konuya ilgi çekilmesi ise geniş kitlelerin binlerce yıldır bir unutulup bir hatırlanan bu kavram hakkında oluşturduğu merak ise romanın iyi yönlerinden biri olarak görülebilir şüphesiz.

Bu çalışmanın çıkış amacı, altın oran ile ilgili verileri ve bulguları mümkün olan en objektif ölçüler içerisinde ortaya koymaktır. Altın oran kavramını ileri sürerek herhangi bir ideolojik söylemi desteklemek ya da kanıtlamak gibi bir amacı bulunmamaktadır.

Çeşitli kaynaklar altın oran konusunu bu şekilde ideolojik söylemlerine destek olarak amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çalışma için yapılan araştırma sırasında bu tür kaynakların benzeri deformasyonları ayıklanmıştır.

Çalışmada deforme edilmiş iddialar yerine nesnel veri ve bulgular ele alınarak gerçeklerin ortaya konulmasına gayret edilmiştir.

Altın Oran Nedir?

Altın oran, 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan iki sayıdan biridir. Altın oran 1,618033…. olarak devam eden ondalık sayıdır. 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan diğer sayı da - 0,618033… olarak devam eden ondalık sayıdır.

Altın orana ilişkin matematik bilgisi ilk kez İ.Ö. 3. Yüzyılda Öklid’in Stoikheia(“Öğeler”) adlı yapıtında “aşıt ve ortalama oran” adıyla kayda geçirilmiştir. Eldeki veriler,bu bilginin geçmişinin aslında Eski Mısır’da İ.Ö. 3000 yılına kadar dayandığını göstermektedir. Grek dünyasına da Pythagoras ve Pythagoras’cular tarafından tanıtıldığı ileri sürülür.

Kısaca altın orana “göz nizamının oranı” diyebiliriz.

Tarihte görülebileceği gibi Sanatçılar bu özelliği kullanıp göze güzel görünen eserler meydana getirmişlerdir. Örneğin Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranı altın oranı verir. Mona Lisa’nın yüzünün etrafına bir dikdörtgen çizdiğinizde ortaya çıkan dörtkenar bir altın dikdörtgendir. Bu dikdörtgeni, göz hizasında çizeceğiniz bir çizgiyle ikiye ayırdığınızda yine bir altın oran elde edersiniz. Resmin boyutları da altın oran oluşturmaktadır.

M.Ö. 500’lü yıllarda yaşamış olan tüm zamanların en büyük matematikçilerinden biri olan Pisagor (Pythagoras), altın oranla ilgili aşağıdaki düşüncelerini dile getirmiştir:

“Bir insanın tüm vücudu ile göbeğine kadar olan yüksekliğinin oranı, bir pentagramın uzun ve kısa kenarlarının oranı, bir dikdörtgenin uzun ve kısa kenarlarının oranı, hepsi aynıdır. Bunun sebebi nedir? Çünkü tüm parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşittir.” (Eğer normal bir pentagonun AB kenarlarını içersine çizilecek bir pentagramın AC uzunluğu ile karşılaştırırsak uzunluğunu Ø = (1 + √5)/2 = 2cos(p/5) = 1.61803… olarak buluruz yani altın oran sayısı.)

Altın oranın gizeminin ne olduğunun cevabı, Fibonacci lakaplı İtalyan matematikçinin bulduğu bir dizi sayıda gizlidir. Fibonacci sayıları olarak da adlandırılan bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin, kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.


Leonardo Pisano ya da takma adıyla “Fibonacci” Kimdir?

Orta çağın en büyük matematikçilerinden biri olarak kabul edilen Fibonacci İtalya’nın ünlü Pisa şehrinde kesin olarak bilinmemekle birlikte 1170 yılında doğmuştur. Çocukluğu babasının çalıştığı Cezayir’de geçmiştir. İlk matematik eğitimini Müslüman bilim adamlarından almış ve İslam uygarlığının kitaplarını incelemiş ve üzerlerinde çalışmıştır.

1201 yılında “Liber Abacci“ (cebir kitabı) adında bir matematik kitabı yazmıştır. Arap rakamlarını ve bugün kullandığımız sayı sistemini Avrupa’ya tanıtmıştır. Bu kitapta, ilkokulda öğrendiğimiz temel matematik (toplama, çarpma, çıkartma ve bölme) kurallarını birçok örnek vererek anlatmıştır. Dönemi için Avrupa’da bilinmemekle birlikte bu kadim bilgilerin matematikte bir sıçrayış için başlatıcı etkiyi yapmış olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz. Avrupa unutulan bilgileri Fibonacci sayesinde yeniden hatırlamıştır…

Fibonacci Sayıları: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584,…


Fibonacci dizisinde bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine belirgin şekilde yakın sayılar çıkar. Serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) itibaren bu sayı sabitlenir.


ALTIN ORAN = 1,618 
233 / 144 = 1,618 
377 / 233 = 1,618 
610 / 377 = 1,618 
987 / 610 = 1,618

Altın Oran (golden ratio, the golden ve divine proportion olarak da bilinen golden section), Fibonacci sayılarına ait bir özelliktir. Sanatta, doğa da hatta yaşayan organizmalar da bile görünen bu ilgi çekici oran çoğu kişi tarafından yüce bir Yaratıcı’nın varlığının ispatı olarak görülür. Yaratıcının varlığının ispat edilmesinin gerekip gerekmediği tartışmasını konu dışı olması nedeniyle bir yana bırakıyorum.

Fibonacci diziliminin genel olarak anlamı: ”Dizideki bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı ‘altın oran’ olarak adlandırılır”

Bildiğimiz “p” Pi sayısı gibi belli bir sıradan sonra yani 13. sıradan sonra sabitleşen Altın oran 1.61803398874989…’a eşittir. Yunan alfabesinden gelen “F” PHi ile sembolize edilir.

İnsan bedeni

İnsan bedenine bağlı beş belirgin parça vardır. Bunlar iki kol iki bacak ve kafadır. Aynı zamanda kollar ve bacaklara bağlı el ve ayaklarda beşer tane parmak bulunmaktadır. Ayrıca yüzümüzde de dışarıya açılan 5 nokta bulunmaktadır. Bunlar iki göz iki burun deliği ve ağızdır. 5 sayısının da phi ile ilginç bir bağlantısı bulunmaktadır.

Buradaki 5 sayıları aşağıdaki şekilde bizi phi sayısına ulaştırır. 

50.5 * .5 + .5 = Ø

İnsan İşaret Parmağı

Elinizin işaret parmağınızın şekline bir bakın. Eğer standartlar dışında bir yapısı yoksa parmağınızda da altın oranı bulabilirsiniz.

Şekilde işaret parmağınızın her bölümü bir öncekinden 1,618…( yani altın oranın değeri ) kadar büyüktür ve üstteki cetvele dikkat ederseniz her bölüm 2, 3, 5, 8 e yani ardışık fibonacci sayılarına karşılık gelmektedir. Şekilde pembe, yeşil, sarı ve mavi çizgiler altın oranı gösterir.

İnsan Yüzü

Şekildeki resimde de gördüğünüz gibi kafa bir altın dikdörtgenin içinde. Kulaklar arasındaki mesafe, gözle üst dudak arasındaki, burnun altı ile çene arasındaki mesafe (resimde mavi çizgi ile gösterilmiş) hep altın oran içermektedir. Resmi incelerseniz daha başka altın oranlar da görebilirsiniz. Bunlarda sarı ve yeşil çizgilerle gösterilmiştir.


Örneğin üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır.

Akciğerler

Amerikalı fizikçi B. J. West ile doktor A. L. Goldberger, 1985-1987 yılları arasında yürüttükleri araştırmalarında, akciğerlerin yapısındaki altın oranının varlığını ortaya koydular. Akciğeri oluşturan bronş ağacının bir özelliği, asimetrik olmasıdır. Örneğin, soluk borusu, biri uzun (sol) ve diğeri de kısa (sağ) olmak üzere iki ana bronşa ayrılır. Ve bu asimetrik bölünme, bronşların ardışık dallanmalarında da sürüp gider. İşte bu bölünmelerin hepsinde kısa bronşun uzun bronşa olan oranının yaklaşık olarak 1/1,618 değerini verdiği saptanmıştır.

Kalp Atışları

Arayınca altın oranı kalp atışlarında bile bulmak mümkün.

Kulağa biraz zorlama gibi gelse de ekg görüntüsünü bir kontrol edin.


Kalp bu resme göre Phi sayısına uygun atıyor ancak emin olabilmek için başka bir ekg bulup denemesi mümkün tabii.

Mimari

Türk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır. Mimar Sinan’ın da birçok eserinde altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri’nin minarelerinde bu oran görülmektedir. Türk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır: Konya’da Selçukluların inşa ettiği İnce Minareli medresenin taç kapısı, İstanbul’daki Davut Paşa Camisi, Sivas’ta Mengüçoğulları’dan günümüze miras kalan Divriği Külliyesi genel planlarından kimi ayrıntılarına dek altın oran kendini göstermektedir.


Eski Yunan Uygarlığında da altın dikdörtgen birçok yapıda kullanılmıştır. Bunlardan biri de Atina’daki Partenon’dur. Partenon İ.Ö. 430 ve ya 440 yıllarında tanrıça Athena için yapılmıştır. Tapınağın orijinal planları elimizde olmasa da, tapınağın uzunluğu genişliğinin kök 5 katı olan bir dikdörtgen üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca tapınakta daha başka altın dikdörtgenler de göze çarpmaktadır (altın dikdörtgen kenarları oranı altın oran olan dikdörtgenlerdir).


Altın oran sadece Yunanlılar tarafından kullanılmamıştır. Mısır’daki Keops piramidinde, Paris’in ünlü Notre Dame Katedralinde altın oranın izlerini görmek mümkündür.

Leonardo da Vinci (1452-1519) eserlerini altın orana uyarak gerçekleştirmiştir. Günümüz mimarlarının üstadlarından olan Ernst Neufert altın oranı kullanmıştır.

Altın Dikdörtgen

Şekilde gördüğünüz dikdörtgen biraz amatörce çizilmiş de olsa altın bir dikdörtgendir. Dolambaçlı model (meander pattern) olarak adlandırılan bu çizim doğada pek çok yerde karşımıza çıkabilir. Hatta hemen deneyebilirsiniz işaret parmağınızı kıvırın ve çıkan şekle bakın. Şekilde altın dikdörtgende ortaya çıkan altın oranı rahatça görebilirsiniz.

Bitkiler

Ayçiçeğinde yer alan ayçekirdekleri saat yönünde 55 adet buna karşılık saat yönünün tersine 89 adet ayçekirdeği tanesi bulunur. 89/55=1.618 Sanırım artık sürpriz olmuyor

Papatyalar da büyürlerken her dal Fibonacci serisine uyarak yükselmektedir.

Çam Kozalakları

Çam kozalaklarında saat yönünde 5 sıra varken ters yönde 8 sıra yer alır. 8/5=1.6 sayısını verir ki sanırım bu da phi sayısına oldukça yakın bir değer.


Nautilus Pompilius

Evrimin ilk aşamalarından beri değişmeden aynı büyüme şeklini izleyen kabuklu deniz hayvanlarının büyüme şekilleri ilgi çekicidir. Milyonlarca yıllık fosillerde de günümüzde de karşılaştığımız bu bildik şekil deniz kabuklarının büyümeleri altın oranı karşımıza çıkartır.

İşitme ve Denge Organı

İnsanın iç kulağında yer alan Salyangoz cisimciği ses titreşimlerini beyne aktaran bir sistemin parçasıdır. Bu ilginç organımız da, altın orana uyan salyangoz yapısındadır.


DNA

DNA molekülü tüm yaşamın programını taşımaktadır. Temelinde de altın oran bulunmaktadır. Her tam turunda 34 angstrom uzunluğunda ve 21 angstrom genişliğindeki çift heliks spiral yapısı ile tabi ki altın oranı bünyesinde bulundurmaktadır. 34/21= 1.619 sayısını bulmaktadır. Malum sayımız 1.618 yani phi sayısına ne kadar da yakın öyle değil mi?

Evren

Gezegenlerin birbirlerine olan uzaklıklarından tutun da, Satürn’ün halkalarına hatta evrenin kendi şekline kadar phi sayısı tekrar tekrar kendini gösterir.

Yeni buluşlar göstermiştir ki evrenin şekli bir dodecahedrondur (12 yüzü eşkenar beşgenlerden (pentagon) oluşan bir yapı ki bu da temelinde phi sayısı olan bir yapı olarak kendini gösterir.


Sonuç

Altın oran ile ilgili somut birtakım veriler ve ortaya çıkan gerçek durum söz konusudur. Yazı boyunca anlatılan örneklerde neredeyse baktığımız her yerde görme imkânımız bulunan altın oran için yapılabilecek bir yorum kaosun da bir düzeninin olabileceğidir.

Gerisi ise, insanı düşünceye daldırıp, götürür.

KAYNAKLAR

———————
http://www.metu.edu.tr/~e115152/project/index.htm 
http://mimoza.marmara.edu.tr/~fucar/fucar/altinoran.htm 
http://www.bilist.8m.com/alto.htm 
http://matlab.s5.com/altin%20oran.htm 
http://www.hardwaremania.com/forum/showthread.php?t=13957 
http://www.antoloji.com/nedir/g.asp?terim=2462 
http://www.matematikdosyasi.com/netmatematik.php?id=6 
http://proje.bitek-o.org/G31224A440/Leonardo_ve_Altin_Oran.htm 
http://www.world-mysteries.com 
http://www.mathwright.com 
http://techcenter.davidson.k12.nc.us 
http://goldennumber.net 
http://www.siportal.it 
http://proje.bitek-o.org 

http://www.barik.net/category/Academia/

http://www-groups.dcs.st-and.ac.uk/~history/Mathematicians/Fibonacci.html

http://www.cerritos.edu/jmadden/intro/Fibonacci_files/Fibonnaci%20Page.htm

Konu ile ilgili ek olarak verilebilecek bir kaç adres daha aşağıda…

http://tebesir.webhostme.com/altin.htm 
http://sci-stud.ankara.edu.tr/~fn982704/fbs.html Fibonacci Sayıları & Altın Oran

http://members.lycos.co.uk/alacasite/modules.php?name=News&file=article&sid=278 Altın Oran Nedir?


http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=6972 Altın Oranla İlgili bir hikâye

Burçak ÇUBUKÇU 

Mona Lisa ve Darth Vader

1452- 1519 yılları arasında yaşayan Da Vinci, 1490-1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini aynada göründüğü gibi deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu şekilde kişisel düşünceleri sadece yansıma sırasında okunabiliyordu.
Mona Lisa üzerinde benzer tekniği kullanan sanat ekspertleri, yaptıkları uygulama sonucunda gizli tuhaf şekilleri ortaya çıkardı. Yağlı boya ve gizemli güzelliğiyle dünyanın ilgi çekici tablosu olma özelliğini koruyan Mona Lisa’nın sanıldığı gibi yalnız olmadığı kanısına varan ekspertler, Mona Lisa tablosunda keşfedilen yüzün Yıldız Savaşları filminde kötü adam rolünde oynayan Darth Vader’e benzediğini açıkladı.

 

 

 

  • 11th Mayıs
    2013
  • 11

Babamı Diesel only the brave, annemi dolce gabbana the one ablamı da escada magnetism kokuları ile anıyor ve hep o hallerini istiyorum her an. 

Sabaha karşı yola çıkardık. Ablam kucağıma ayaklarını uzatırdı arka koltukta. Bense anne koltuğunun arkasındaki yerimde kaydıkça kayar, küçücük yere sıkışır hem ablamı hem çantamı taşır ve kulaklıklarımı asla çıkarmazdım.

Aileyle tatile gidiş müthiş huzur verirdi bana. Yol uzasın diye bol bol su içerdim ki mola verelim de uzasın yol. Tatilin en güzel kısmı tatile gidiş heyecanıydı benim için. Gittiğim yerlerden hediyelik yerine taş, kum, deniz suyu götürürdüm anı diye. Çünkü bitmesin isterdim ama biteceğini bilir ve o anın gerçek olduğunu çok zaman sonra da hissedebilmek isterdim.

Ablamla arabada uykuya dalmadan evvel aynı anda kafamızı geriye yatırırdık ve gülmeye başlardık biz telepatiğiz diye. Beni her kızdırdığında bile yanımda olsun isterdim konuşmasak bile. Böyle böyle telepatimiz gelişirdi.

Babamsa tipik stiliyle güneş şapkasını ve ray ban gözlükleri çıkarmazdı.

Annem ve ablam sereserpe güneşte yatarlardı ilk günden daha eşyaları yerleştirmeden. Annem ilk günden altın bronzluğa kavuşur ve sahilde ellerini havaya kaldırarak etrafında döne döne koşar ve babamla cilveleşirdi. Babam da onu kameraya çekerdi ve mutluluklarını kasetlere anlatırlardı.

Ben hiç güneşlenemiyorum diye hiç üzülmezdim. Annem de zaten beni asla güneşe çıkarmazdı. Öğlenleri odada takılırdım yalnız başıma. Ya da ağaç diplerinde saklanırdım denize girme vaktim gelene dek. T-shirtle girerdim küçükken denize. Saatlerce de çıkaramazlardı beni sudan güneş batıncaya kadar. Yine de ıstakoz gibi olur, gece vakti cayır cayır yanardım ve ailemi odaya hapsederdim istemeden. Çeşit çeşit karışım sürerlerdi tenime. Cırcır böceklerinin sesiyle ve köpek havlamalarıyla erkenden uyuyakalırdım.

Bazen bir haftalığına rezervasyon yaptırdığımız otelden 2 günde sıkılır ayrılır ve başka otellere başka şehirlere giderdik hemen ertesi günü. Macerayı her ne kadar korksak da severdik. Asla plan yapmayı sevmeyiz zaten ailecek. Emrivaki süprizlere bayılırız.

Oteldeki akşamlar animasyonlara giderdik ve erkenden uykum gelirdi güneş ve denizin yorgunluğundan. Ailemin güzel parfüm kokusu ile o klasikleşmiş dans figürlerini yapardım animatörlerle. Zorla diskoya gitmeye zorlardım ablamı annemler uyuduğunda. Dans etmekten yorulur ve gece öyle derin uyurdum ki sivri sineklere mükemmel bir gece öğünü olurdum. Ayrıyetten ertesi gün uçuğum çıkmış halde uyanırdım her tatilde.

Sabah vakti deniz yataklarını şişirttirirdim babama ve ablamla denizin üstünde yata yata keyif yapardık.

O sarışın ve uzun bacaklı kavruk tenli gavur güzel kız havuza girdiğinde ister istemez kendi çapımda meydan okurdum ve hızlı hızlı yüzüp onun incecik ve uzun kollarıyla attığı kulaçları geçmeye çalışırdım.

Ama suyu ne kadar seversem seveyim iyi bir yüzücü olamadım hiç. Çünkü burnuma su kaçtığında başım ağrıyor, gözüme kaçtığında iltihaplanıyor, kulağıma kaçtığında bildiğiniz gibi sinir ediyor ayrıyetten de nefes alamamaktan çok korkuyordum.

Bende suda kendi çapımda arkaya 10 öne doğru 15 ardarda takla atardım artistlik niyetine. Sonra da tüm gece kafamı öne eğdiğimde burnumdan su akardı.

Bazı sabahlar sabahın köründe kalkıp denize girerdim. Annem bir balık, ablam bir akrep ve ben bir yengeç olarak su için uykudan fedakarlık etmesini biliriz. Önceki günden daha kurumamış nemli bikinileri bile giyerdik.

Yazlık zamanları anneannem kendine göre kurduğu denklemle benim denizden çıkacağım zamanı kestirip önceden yakardı şofbeni. Hep de bilirdi eve geleceğim saati ve duşumu alırdım sıcacık, hasta olmazdım.

Bazen ailesiyle tatile çıkmış huysuz alman ergenler gibi hissederdim. Herkes bana almanca konuşurdu ve annem de bozmaz ve almanca cevap verirdi. Ben ketum ketum konuşmak istemeyen huysuz alman ergen oluyordum bu portrede. Avaz avaz “Lan ben almanca bilmiyorum” demek istiyordum ama annemin küçük güzel şakasını bozmak istemiyordum.

Babam bana 2000’in güzel bir ağustosunda deniz kıyısındaki balkonda okuduğum kitabın arkasına 1 dakikada bir şiir yazmıştı, hala ezberimde. Saatlerce gülmüştüm. Babamın da hala ezberinde.

“Yudum yudum içeceksin babanın karşısında buz gibi kolaları

 Keyif bulacak, zevk alacaksın

 Mest olacaksın Ayvalık’ın yaz gecelerinde…”

Özledim o günleri. En çok da gece yatmadan önce tatil bavulu hazırlamayı ve heyecandan uyuyamamayı. Sabah annemin telaşlanmasını ve ablama niye bu kadar çok eşya aldın diye kızarken kendisinin çok eşya almasını. Babamla benim birer çantayla gitmemizi 

En çok yola çıktığımız o güneş ağırırken ablamın ön koltuğa anneme bunu tak diye uzattığı cd’leri özledim. Gülümseyerek ve bu günleri çok özleyeceğimi düşünerek hayal kurardım ve kendi kabuğuma çekilir ve hiç konuşmazdım. En çok mutlu anlarda hüzünlenirdim. Fotoğraf makinası ile kaydetmek isterdim her anı. Ama her yola çıkışımızda unutulurdu o makine.

Ablam bazen akşamları süslenir püslenir arkadaşlarıyla takılırdı. Bense annemlerle çok sıkılırdım. Boşuna süslenip heveslenmişim derdim. Hemencecik büyüsem derdim.

O sevgilileriyle gelmiş gençlere özenirdim en çok. Annemlerle tatile çıkmak ezik hissettirirdi. Kız kıza gelmiş çıtırlara bakar iç çekerdim, herkesin gözü de onlardaydı.

Biraz daha büyüdüğümde yırtık olmayı öğrendim. Ablamın artık yanımda olmadığını bildiğimden abla rolüne terfi etmiştim de ondan büyümüştüm sanki. İster Rus ister Alman olsun dalardım plaj voleybollarının arasına. Kumlara düşe kalka oynardım saatlerce.

Ablam artık yoktu işte tatillerimde. Artık abla bendim. Yoksa işler büyüyüp güzelleşince mi kolay da ondan mı öyle geldi bana? O ergen hımbıllığı tam bir fiyasko.

Artık annem ve babam namus bekçim kesilir ve bana bakanları azarlarlardı. Hoşuma da gitmiyor değildi.

Şu aptal animasyonlara el kaldıranlara da sinir olurdum. Otel çapında güzellik yarışması düzenlendiğinde beni zorla çekip sürüklediklerinde utangaç dans figürlerim, Sertab Erener’den söylediğim bir kuple şarkı ve Miranda Kerr’in şeker mi şeker poz veriş stilleriyle birinci seçilmiştim.

Ah o sarışın uzun bacaklı gavur kızı alt ettim diyeydi bütün sevincim. Hepsi aynı zaten. Eşeyli üreme değil de sanki kızılay dağıtmış annelerinin rahmine. Nasıl sığ bir gen havuzudur o.

Büyüdükçe tadı kaçtı tatillerin bile. Sevdiğim insanlar azaldı, gitti birer birer. Ablam bir kadın oldu ve yuvasını kurdu. Annem ve babamsa yaşlandı ve o çılgın emrivakilikleri yapacak enerjileri kalmadı. Anneannem ve dedemse cennette. Artık o sıkıldığım aile tatilleri için yanıp tutuşuyorum. Biliyorum bittiğini. Hepimiz gençtik sanki o zamanlar; şimdi hepimiz yaşlandık ve o damaktaki tat kayboldu gibi bir his.

İllaki gidilir tatile sevgiliyle, kocayla. Ve o zaman ben o ergen kızın özendiği kız olurum. Uzun uzun bakarım ona. Oysa ben de ona özenirim…

++Ne şanslı bir kız, sevgilisiyle ne de güzel tatile çıkmışlar…

—Ne şanslı bir kız, topluca ailecek ne de güzel tatile çıkmışlar…

Elimizden geldiğince tekrar tekrar gençleşeceğiz biliyorum. Sevdiklerimiz ölüyor ve yerine yenileri geliyor. Eniştem, eşim… Sonra da yeğenler ve çocuklar… Tekrar tekrar yaşayacağım sahnelerde rollerim değişecek hep. Tek istediğimse hep genç hissetmek. Cici bir torun, sorun çıkaran çocuk, sıkıntılı bir ergen, bela bir baldız, genç bir bayan, iyi bir sevgili, güzel bir kadın, mükemmel bir eş, vefakar bir anne, anne yarısı bir teyze,  pamuk bir anneanne, tontiş bir babaanne olarak… O özlediğim portredeki her rolü oynayacağım. Çünkü o kadar çok seviyorum…

  • 5th Mayıs
    2013
  • 05

Katatonia - Omerta

Gitarımız var ikimizin de. Ama pek bilmeyiz çalmayı ikimiz de. Hele ben, hiç. Tıngırdatamam bile. Sözüm ona, klişe romantizmden büyük haz alırım. Fakat bazen romantizm, annesinin topuklu ayakkabılarını giymiş minik bir kız gibidir. İnsanlara komik gelebilir. Oysa insan komik durumlara düşmeden yeterince romantik değildir değil mi. Yani beklenen şey tam da bu. Güzel olan kısmı da bu tam olarak. Bence çok yakışıyor. Çok sevimli :)

Bu yüzden gitarını (çalamamasına rağmen - gayet güzel çaldığı gitarını) üşenmeden kapıp getirip bana bu şarkıyı çalıp (uğraşmış ya kıyamam) söyleyerek (bi de ezberlemiş ya kıyamam) sürpriz yapan canım sevgilim benim gözümde olabilecek en romantik adamdır. Hayır, o kadar da güzel çalıp söyledi ki, bıkmadan defalarca çalıp söylemesini istedim. O da bıkmadan defalarca çalıp söyledi. Ama ben, asla altında kalamazdım bu sürprizin.

3 Mayıs doğum günüydü ve elleri sıvamam gerekti. Gerçek anlamda sıvamak hem de…

Çok yemek yapmam ben mesela. Önemli olan doymak değil, yemekten haz almak. Bu yüzden sağlıklı beslendiğim söylenemez. Yemek yapamadığımdan değil (gerçekten de hala acemiyim de neyse) sadece yemek sepeti yüzünden. Ha sonra da kilo alınınca ölüm oruçlarına girer ve eve yiyecek hiçbir şey sokmam. O, bu durumdan yakınır çok. Utanmadan söyleyebilirim ki çoğu yemeği ilk onunla yaptım. Hatta bazı yemekleri bana O öğretti. Pek iş güç de bilmem ben, ilgim yok yani. Çamaşır ve bulaşık makinesi kullanmayı da O öğretti bana. Hatta arabalara da hiç ilgim yoktur. Arka koltukta oturup kulaklıkla müzik dinlemeyi severim ben. Babamın 6 sene önce zorla aldırdığı ehliyeti bir kere bile kullanmadım fakat yine bana sık sık araba kullandıran ve alıştırmaya çalışan yine O. Adın üstünde tam diye kızar annem bazen. Keşke sana Ece ismini koymasaydım der. Resmen küçük mızmız tembel bir Kraliçe’yim.

Bu yüzden tam olarak nasıl bir sürpriz yapacağımı netleştirdim kafamda. Hem klişe hem de özel olacaktı. Önemli olansa, benim ellerimden benim fikirlerimden olacaktı. Bu yüzden uzun uğraşlarım sonucu bir doğum günü mönüsü hazırladım sevdiceğim için. İnsan sevdiği için her şeyi yapabilir.

Cajun soslu dana bonfile yanında da patates püresi (O cajun sosunu bulabilmek için restoran malzemeleri satan yerlere bakın)

Sebzeli noodle (chopstickleri de unutmadım tabii ki)

Sarımsaklı yoğurtlu semiz otu salatası

Yine sarımsaklı yoğurtlu patlıcan kızartması

Zeytinyağlı sarma

Zeytinyağlı taze fasulye

2012 en iyi şarap madalyası almış bir kırmızı şarap (vallahi adını unuttum tüh)

ve elbette her yer mum

fonda en romantik müzikleri de unutmamalı…

veee gecenin bombası da üzerinde mumlarla pasta…

yanına da iki küçük muffin :)

Plan;

kimi zaman dans edilmeli, çok da fazla havadan sudan konuşulmamalı, ambiyans bozulmamalı. Bakışmalar yetmeli. Ve arada üç noktayla bırakılan cümleler…

Ten temasından çekinmeli, gecenin büyüsü bozulmamalı.

Ve şık bir elbise, hafif bir makyaj, fönlü saçlarla sürpriz doğumgünü görevim tamamlandı.

Hem de hiç de altta kalmadan…

Hiç lezzetli olmayabilirdi, pişirmedim hiç birini daha önce. Her şeyi berbat da edebilirdim. Hatta belki malzemelerden birini unuturdum ve her şey boşa giderdi. Belki gülerdi kahkahalarla. Hatta belki sürprizi hazırlayamadan basılacaktım. Belki dışarıda hoş bir restorana götürmek daha kolay olurdu. Ama önemli olan içimden gelmiş olması. Ve sanırım romantik olan yine komik duruma düşmekten korkmamak… Emeğinle sevgini göstermek… 

İyi ki doğdun sevgilim… 

  • 2nd Mayıs
    2013
  • 02
  • 18th Nisan
    2013
  • 18

Luigi Rubino - Before Love

Sen de tıpkı eskiden olduğum gibi şu mutluluğu acıda arama illetine yakalanmışsın.

Senin için aşk belirli bir yüze, kimi davranışların çılgınlığına, insana biraz kaygı veren pek de namuslu olmayan bir çeşit asilliğe bağlı… Sonra saçma denecek derecede duygulu olduğu için sevebileceğin bu biricik kadın tipi de seni mutsuz ediyor, doğru değil mi?

O zaman sana hemen hemen kin duymuştum; ama sonra ben yaşamımı başka şekilde düzene koydum; şimdi bütün bunlar bana öylesine tuhaf geliyor ki… En kuvvetli heyecanlarımız bile ölüyor, sana da öyle gelmiyor mu? İnsan üç yıl önceki haline bir yabancıya bakıyormuş gibi şaşırarak bakıyor.

İçine kapıldığın duygu seli, korkunç; sadece korkunç bir saplantı. Bağışlamaman gereken şey senin için parktaki bir banktan daha değerli olmayan insanlar değil; senin bu kederden zevk almış, hatta alışmış olan halin…

Biliyorum, yaşama böyle melankolik bir tiyatro gibi hükmetmekte esrarlı bir zevk var, şüphesiz tek kusurun olan kendini beğenmişlikten ileri gelen bir zevk bu. Ya da kendini seviyormuş gibi göstermenden…

En acıklı ve biricik olabilecek aşk hikayende bile, başkalarının imrendiği o çeşit çeşit aşk serüvenleri arasında minicik mutluluk öğeleri barındıran insanlardan daha çok mutlu anın olduğuna eminim. 

Aslında seni başarısızlıktan kurtaran da mahkum eden de bir insan değil; sadece bu sapkın duyguya ad olarak koyduğun ölüm’dür.

Nasıl mükemmel bir hükümet yoksa öylece de salt bir aşk olamaz; duygularımızın en güvenli yolu kalbimizin kendini düşünmesidir. Hele bir davranıştan zevk almaktan kesinlikle kaçınmalı. Duygular çoğu zaman davranışlarımızın heykelleridir. Sen tanıdığın andan beri içinde yer eden ve hep aynı kalan zalim bir usta tarafından çizilen o aşık insanın gerçek hayalini görmeyi istesen bile bir anda bu hayalden de kurtarırsın kendini.

a) Kadınlar bir vaat ya da yeminle bağlanabilirler. YANLIŞ. Benim ahlakım sevdiğim adama göre şekillenir.

b) Öyle mükemmel bir kadın vardır ki onunla sevginin, duyguların, zekanın, kalbin tükenmez bir doyumu olur. YANLIŞ. Birbirine bağlanmış iki insan yan yana dalgalarda çalkalanan iki tekneye benzer. Bunlar birbirine çarpar ve inilder.

Yaşlandıkça kalabalıktan çekindiğini ve onlara ihtiyacın olmadığını söylüyorsun. Sana göre mutluluk dört duvar, bir kitap ve sen. İçten olduğunu biliyorum. Ama yine biliyorum ki, karşına güzel, oynak bir kadın çıkıp da sana belli belirsiz bir göz atsa, beklediğin elektriği verse, hemencecik ve bilmeksizin felsefeni değiştirir ve aynı içtenlikle bütün bir gün çalıştıktan sonra oyalanmaya, yeni insanlar görmeye gereksinim duyarsın.

Sevdiklerimizin düşüncelerini bizden saklayan, sonsuza dek kapalı kafatasları zamanla şeffaflaşır. Ben sevdiğim adamın beyninin içinde ince bir damar ağının vurduğu hafif bir zarın ardından tüm düşüncelerini, bütün zaaflarını okuyorum. Ve kendimi tam bir kraliçe gibi hissediyorum.

Senin kraliçense sık sık değişti. Gerçek şu ki, hiçbir zaman kraliçeyi bulamadın… Yani hiçbir zaman tam olarak emin… Anlıyor musun? Kimdi gerçek kraliçe? Ya da ona en yakını… 

Her kimse; o tahttan ineli çok oldu.

Bir gün o çok sevdiğin ölümün karşısında yalnız mı duracaksın? O zaman bunun bir an önce olmasını dile… Aşık olmadan önce…

Before Love…